sana meftun ve hayran

12/4/2007 - kumrunun aşkı

Kumrunun aşkı

 

Allah rahmet etsin babam mıydı, amcam mıydı? Hangisiydi, tam bilemiyorum, ikisinden biri bana şu öyküyü anlatmıştı. Babam bir gün ormanda bir avcı görür. Avcı dişi bir kumru güvercini takip etmektedir. O anda aniden kumrunun erkeği çıkagelir. Dişisine bakar. Tam o sırada avcı dişi kumruyu vurur, öldürür. Bunu gören erkek kumru çaresizliğinden kendi etrafında fır dönerek havaya yükselir yükselir, öyle yükselir ki gözlerden kaybolur. “Gözümüzden kayboluncaya kadar o kuşa baktık” diye devam etti babam; “sonra, o kuş o yüksekliğe varınca kanatlarını kapattı, başını yere çevirdi ve çığlıklar atarak kendini yere sapladı, paramparça oldu, ezildi ve öldü. Bizse, hâlâ bakakalmıştık” diye anlatmıştı.

 

Ey âşık, bu bir kuşun yaptığı hareketidir. Peki, Allah aşkı uğruna senin tavrın nicedir? (s.118)

 

İbn Arabî, İlahi Aşk, Çev: Mahmut Kanık, İnsan Yayınları

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

8/4/2007 - iki kişilik cemaat

Siyah koyu bir yazı ile  sayfadaki yazıya bir isim düşmüştü “yaralı yürek”.

 

“Bir çok öykü yazdım ama hepsine  bir ad vermem gerekiyormuş oysa. Biliyorum geç kaldım sadece bir öykümün olmasına ve bir ada adanmasına. Gecmişin hüznünü gecmişe bırakıp bu güne gönüp yeni bi rol vermek gerekiyor bu aciz kaleme. “diye bir girizgah yapılmıştı siyah koyu baslığın altına. Neydi geçmişin o hüzünlü hikayeleri ve kalemin yeni rolu, diye meraklanmışken  kalem sahibinin cümleleri beni yazının devamına sürükledi.

 

“ kısa cümlelerle ifade edebileceğim  bir öyküm olsun istiyorum , derken sen çıka geldin. Öykülerin gelişme kısmında boğulup nihai acıya varırken sen getirdin ferah mısralarını kalemime.

 

Çoktan hazırlamıştım kağıttan gemilerimi

Saydım dört tane imiş su geçirmeyen,

Birine umutlarımı yükledim,

Birine her sahildeki içmek için iki fincan ve kahve

Birine bir gül,dibinde asprin

Solmasın ve acısı olmasın.

Üç gemim beni beklerken bu ürkek kıyıda,

Bir yürek daha olmalıydı benim gemimde

Ve sen hoş geldin

Iki yürek neden olmasın  bir gemide”

 

Kalem sahibi eski öykülerinin verdiği acıyı unutmuş ve o öykülere dair “unut” ikazını da yüreğine kazmak üzereydi yeni gelen karakteri sayeseinde. Bir gemide beklenen yürek olmak nasıl bir duygudur acaba? Ve bir yüreğe umut olmak…

 

“ gemilerimi ardın sıra bağlayıp seninle öndeki gemimize gecince limandan kalkış sesi geldi kulaklarımıza, sabahın ilk saatlerinde,

allahu ekber allahu ekber.

…………

 

Hüzün adasını terk etmeden son namazı kılmalıydı yürekler bu sabah. Hani bu gemide yönümüz neresidir kıblemiz neresidir diye bir dert yoktu yüreğimde. Nafile. Yön  arayana her yön kıbledir. Günün  ilk dizilişinde imamı ben camatine sen derken ve nasıl gecti o şuurlu dakikalar bilemezsin ey yürek. Imamı ben cemaati sen, sana öncü olmak nasıl bir duygudur?

Su gecirmeyen kağıt gemimizde rabbin kelamı var iken ne kaza geldi başımıza ne nazar değdi gülümüze.

 

Saatler öğle vaktini gösterdiğinde, şu yaklaştığımız kıyı umut şehrinin kıyısıdır. Güney imparatoru gelip de dağıtmadığı güne kadar mavi güller yetişirdi bu şehirde. Kuzey herseyini yitirdikten sonra bir de prensesini esir vermiş güney prensine, elinde bir mali gül dalı.

Burası umut şehri  ey yürek. Hüzünlenme, prenses yüreğini gelin eylemiş o babası acımasız yiğide. Bizimde bir umudumuz olsun bu şehirde.

Ey yaralı ürkek yürek, kahvemizin sohbeti vakti akşam kılmakta ve biz güney  yakasındayız serin suların.

Güney imparatorluğu, benim ziyaretine hasret kaldığım vuslatına hayran olduğum güç, bak biz geldik, ben ve yaralı yürek.

Sen korkma yaralı yüreğim, güneyde bizimde bir güneşimiz, gece yıldızlarımız ve iki fincanımız olacak. Bizim de bu ülkede kahvelerimiz sohbete doyacak kelamımız yaradılana şahit olacak ve tekbirlerimiz kıyama duracak. Sen korkma yaralı yürek, bizim de kanı geçmişte kalan nazlı bir gül dalımız olacak.”

 

Yazının devamında kalem sahibi kendine yeni bir hayat seçmiş ve yaralı yüreğe derman olma umuduyla demir atmıştı güney kıyısına. Dünya derdine bulanmamak için hiç inmediler gemilerinde. Hergüne aşkın kıyısı olan  güney mahmurluğunda gözlerinde açtılar. Ve vakit de onlara o gemiyi bağışlayan yaradana kıyam ettiler. Ve akşamları.. hiç kırılmadı kahve fincanları hiç solmadı mahsum gülleri, dibinde bir asprin.

 

 

“Çoktan hazırlamıştım kağıttan gemilerimi

Saydım dört tane imiş su geçirmeyen,

Birine umutlarımı yükledim,

Birine her sahildeki içmek için kahve ve iki fincan

Birine bir gül,dibinde asprin

Solmasın ve acısı olmasın.

Ve ben düşlerimin ürkek yüreklisi ile bir gemide.

Seninle yarım kalmış ezgilerim dile geldi ey can.

Gözlerim bu gece seyrine dalarken senin dünyanın

Ilk gemide umudum sen,

Ikinci gemide kahve bahanesinde sen,

Üçüncüsünde bir gül sen, dibinde asprini ben

Ve son gemim ey yürek

Içinde bir ben bir de bende sen..”

 

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

13/3/2007 - hüzünde aşk

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

19/1/2007 - ey namaz

sana geldim ey namaz

sana geldim ey namaz

yüzüm tutmuyor seni terki dile getirmeye

seccede yüzüm olurmusun ey namaz

bak, beden kirinden arınmış

bükülmez denilen bel rükü naralarında

seni terk eden halim yine senin haline bürünmüş

edebine boyarmısın beni ey namaz

sabahım olurmusun

her tekbir bir tövbe misali

girizgaha niyet misali cennete hazırlığım olurmusun

 

sana geldim ey namaz

yüzüm tutmuyor nefsi sana tercih ettiğimi soylemeye

beni günahıma tercih edermisin ey namaz

günün bölünmüşlüğünde seni düşünmedim

dünya ile hal olup keyfin haline girdim

gün ortasında beni toplayan hal olurmusun

günün gelişmesinde sükunete gelişim olurmusun ey namaz

 

sana geldim ey namaz

yüzüm tutmuyor hadisi unuttum demeye

"kim sabah ve ikindi namazını kılarsa cennete girer"

dilim varmıyor seni kazalarda terk ettim demeye

sana geldim ey namaz nefsi kazalarıma

yaramı sarar yardımım olurmusun

bak, toprağa gelmeye idzlerim secdende

dilim varmıyor kibrimi soylemeye

kibrimi yakan kibritim olurmusun

her yanış bir yıkanış misali

cennete hazırlığım olurmusun ey namaz

 

ışığına yandığım güneş gitmek üzere

yıldızlar keşfe çıkacakmış sanki

aldandım güneşlerin ışığına yıldızların nazına

akşamları  karanlığıma nur olurmusun ey namaz

sustu alem, bir ezan gökkubbede

kıyamet mi kopacak koşturmada bedenler

farzına yetişeceğim en güzel telaşım olurmusun

sana geldim ey namaz

akşamıma nur olurmusun

 

ayın her hali seni anlatır

etrafında yıldızlar saf tutmakta

aşıklar seni seyre dalmakta

bedenler kıyamda ruhlar gökkubbede sohbette

rahman ve rahime götürenim olurmusun ey namaz

sana geldim geldim ey namaz

beş vakitte birliğimi O'NA götürürmüsün

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

8/1/2007 - hüzünde aşk

Beyaz mürekkep

Ey yolcu
Ölmeden önce öl
Mezarını kaz
Sur’unu duy
Mahşeirne uyan.
Gözlerindeki perde kalktı mı?
Terazini kurdun mu?
Sırat’ını adımladın mı?
Kitabını gördün mü?
Can fanusunda bu rüyaya kelam etmeye bak.
İlahi varlığına kavuşmak için beşeri varlığından kurtulmalısın.
Bunun için yapman gereken yok olup doğmaktır.

Yok ol ve doğ, yok ol ve doğ, yok ol ve doğ ( Kalp Süvarileri, Kitabın Ortası.)


Dışarıda canı titreten bir soğuk var iken Tahir yatağında, kitabın cümlelerinde kaybolmuştu. Gecenin ortası. Okuduğu şiire takılıp kaldığında dışarıdan bir ses geldi. Bir ses; Tahir’i şiirin kuyusundan çıkaran.
Kitapta kaldığı sayfaların arasına yüreğini koyup dışarıdaki sese gitti. Gecenin eşref saatin de dışarıda sadece bir sessizlik vardı , ve ayın nazlı hali.bir hayal misali uydurma bir ses olduğuna kanat getiren Tahir kapıdan içeri girdiğinde ayağına bir şey çarptı.
Ayağına hafif bir can değdi. Bir kuş çırpınışlarda. Kuşun çırpınışlı haline acıyan Tahir onu içeri aldı.
KÜçük serçe kuş bikrin bir haldeydi. Uzun bir yolculuğun bitkinliği üzerindeydi. Vakit soğuk diyarları terk edip sıcak ülkelere gitme vakti di kuşlar için. Serce kuş dışarısı soğuk olan sıcak evindeydi Tahir’in. Yorgunluk hissi ona Tahir’in evinde mola vermeyi uygun görmüştü.
Kuşu kendi yatağına koyan Tahir bir kapta ılık su getirdi kuşa, içsindi. Gecenin davetsiz misafiri gecenin ortasına gelmişti. Tahir kitabın ortasında. Beklide ömr-ü Tahir’in ortasına gelişti bu geliş.
Yok ol ve doğ ,yok ol ve doğ, yok ol ve doğ

İçtiği ılık su ile küçük serçe kuşun yorgun bedeni yok olmuştu. Geceye davetsiz bir misafir doğdu. Hoş geldin ey yolcu.
Tahir kuşu seyrederken iki şeyi fark etmişti. Birincisi kuşun bir kanadındaki tüylerin seyrekliği ( soğuk ülkeleri terk etme nedeni) ; diğeri ise kuşun insan edasıyla dile gelme gayretinde oluşu (mahşerine uyan). Küçük serce kuşu konuşacaktı.
Ve. İlk ses..
—Nerdeyim geldik mi sıcak ülkelere? Bu ev kimin, sen kimsin, nerdeyim?
Tahir kuşun dile gelişine hiç şaşırmamıştı. Bekliyordu sanki. Fark edişi yaşıyordu Tahir.
—Hoş geldin ben Tahir. Burası sıcak bir ülke lakin gelişin bizim de alışık olmadığımız bir soğuk döneme denk geldi.
Kuşun gideceği sıcak ülkenin adı belli idi yüreğinde. Lakin vardığı ver Tahir’in dünyasıydı. Kitabın ortası.
Gece uzun olacağı belli olan bir sohbete sahne olmaya hazırdı.ay nazlı hali ile ir ışık, sükunet sabırlı bir bekleyişteydi. Tahir sordu;
—Nerden geldin nereye gidersin?
—Ben Aşk’ın memleketi Mısır’dan Hüzün’ün memleketi Kenan’a gitmek üzere yola çıkan bir serçeyim. Aşk’ı soğutup Mısır’a hapsettiler. Duyduğuma göre Hüzün kendine Kenan’da sıcak bir yer bulmuş. Yoksa geldik mi?
—Evet burası umudu sıcak olan Yakup’un Kenan’ı. Lakin hikayen bu mu, Aşk’ı soğutan kim?
-Soğuğu terk edişim bahane. Soğuk yürekte meskenleşmiş, terk edilir mi? Kenan’ın hüzünlü göklerinde uçup içimdeki soğuğa varsa Hüzün’ün sıcaklığını giydirmek isterim.aşkı soğutan kim mi. Zaman.
Zamanın ihtiyaçlarına cevap veremeyince aşkı mısırda bıraktım, bıraktırıldım. Mısır aşk ile kalsın. Ben hüzn-ü kenanda kaybolmaya, secdeme hüzün tattırmaya geldim.
—Sebep?
—Serçe yüreğimdeki gül’ün aşk halini benden aldılar. Üstüne üstün Gül de sarayların bağ bahçesinde yaşama arzusuna girince.. Ben Kenan’dayım şimdi. Sen neden buradasın?
-bak serçe kuş.senin aşkın ve hüznün belli yüreğinde yer edinmiş. Hüznü ararken aşka banıyorsun. Beni dinlersen sana aşk’ın ve hüzün’ün hikayesini anlatayım belki benimde hikayem de çıkar içinde.

Üç kardeşten biri olan Hüzün, Güzellik’ten ayrı düşünce, diğer kardeş olan Aşk’ şöyle dedi: “biz seninle birlikte Güzellik’in hizmetindeydik, ona bağlıydık, o bizim pirimizdi. Şimdi biz ondan ayırdılar. En iyisi her birimiz bir tarafa çekilip riyazet ve çileye vurgun olarak yolculuğa çıkalım. Bir süre zaman’în eziyetlerine dayanıp, teslim olalım, kaza ve kaderin rengarenk seccadesinin üzerinde secdeye kapanalım.”
Aşk da bu fikri destekleyince Hüzün Kenan şehrine, Aşk da Mısır diyarına doğru yola koyulmuş ( cebralin kanat sesi,sühvererdi).

Anlatacağın ben de Kenan’da Hüzün ile hüznü yaşayan bir Tahir’im. Gülü terk edişi değil gülü yaşayış benimki. Burada hüzün var ise aşk da vardır. Aşk’ı bilmeyen Hüzün’ü de bilemez çünkü. Ben de senin gibi mısır’dan geldim kendimi Kenan’da0 buldum. Bunu da hüzün’e borçluyum. Aşk Mısır’da kaldı. Hikâyelerimiz aynı. Hüzün’e komşuyuz.
Senin de idrak ettiğin gibi biizm haddimiz değil Güzellik’e eş olmak. Güzellik yusuf’a, aşk Mısır’a, Hüzün bize.

O gece iki yetim yürek aynı hikayeleri anlatmıştı. İki hikayede de sanki çöldeki mecnun bir, saraydaki Leyla bin idi. İkisinde de Gül ve gül cemalli Erva kutsileşmişti. Gecenin efref saatine şerefli bir dua inmiş ve yeni güne merhaba denilmişti Kenan’da.

“Ya Rab! Bizi hayırlı kullarınla ( güller ve ervalar) sınadğın için sana sonsuzhamd olsun.bizi sana biraz daha yaklaştıran ve bizden uzaklaşanlara iki cihanda da hayır ver. Uygun görürsen bizede secdede gör.( erva’nın duasına cevaben)”

Amin..

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

sahi neydi hayat

Kategoriler

Arkadaşlarım